Monosodyum Glutamat…. Çok lezzetli mi yoksa Otizmle mi İlişkili?

Çocuklarımıza ne yedirdiğimizi biliyor muyuz? Otizmle beslenme ilişkisine farklı bir bakış.


Endüstri ve para işin içindeyse biraz düşünmek lazım. Sigaranın sağlığa yararlı olduğu, hem de doktorları kullanılarak yıllarca pazarlanabilmişti…

Otizm gıdalar
Boğazınız biraz şenlensin. Taze bir sigara yakın. Doktorunuz da içiyor!

 

Otizmli çocukların ikinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkmaya başladığını biliyoruz. Monosodyum glutamat hazır yiyeceklere tad vermesi için yoğun olarak ikinci dünya savaşı sonrasında kullanılmaya başlanmıştır. Aslında japonların savaşta askerlerinin kumanyalarına lezzet katmak için keşfettikleri bir yöntemdir.

Günümüzde yiyeceklerin tuz İçeriğini azaltmak ve lezzet vermek için hazır gıdaların %95’inde kullanılmaktadır. İçeriğe de çoğu kez soya,  özdeş aroma, tatlandırıcı gibi gizlenerek yazılmaktadır. Endüstrinin desteklediği bilimsel komiteler monosodyum glutamatın tamamen güvenli olduğunu ileri sürmektedir. Beyin kan bariyerini geçemediğini zaten doğada glutaminin bol bulunduğunu anlatmaktadırlar.

Oysa yapılan fare çalışmalarında susuz kalındığında monosodyum glutamatın beyne girebildiği gösterilmiştir. Çocuklar sıklıkla hasta olduklarında sıvı kaybederler. Bu dönemde çoğu kez hazır gıdalar ile beslenmeyi tercih ederler. Otizmde çoğu kez enfeksiyon ile gerileme hikayesi aileler tarafından anlatılmaktadır. Bu gerileme tipik olarak 18-30 aylar arasında ortaya çıkmaktadır. Çocuğun hazır gıdaları keşfettiği dönem…

GAPS gibi diyetler paketlenmiş ürünlerden uzak durmayı öğütlemektedir. Acaba bu diyetler farkında olmadan monosodyum glutamattan uzak tutarak mı fayda gösteriyor? Otizmli çocukların beyninde glutamat fazlalığı olduğu, uyarıcı nörotransmitter fazlalığı artık yerleşik bir bilgidir.

Az sayıda olsada yapılan çalışmalar monosodyum glutamat yanında aspartam gibi nörotoksik olabilecek gıda takviyelerinin alınmasının sinerjistik etki yaptığını iddia ediyor.

Bu konuyu düşünürken hemen akla şu geliyor. Ya çocuğunuzun beyin kan bariyeri iyi çalışmıyorsa. Otizmde beyin kan bariyeri bozukluğu ve barsak geçirgenliğinin benzer mekanizmalara dayandığını düşünen araştırmacılar var.

Son olarak Katherine Reid isimli bir kimyager anne çocuğunda monosodyum glutamat eliminasyon dieti yaptıktan sonra dramatik  farklılıklar gördüğünü anlatıyor. Tek olgu üzerinden fikir yürütmek zor ama bu inekler ve buğdaylar yüzyıllardır var.  Mangal keyfi yapıp hayvancıkları suçlamadan önce gıdalarımıza kattığımız kimyasallara dikkat etmemiz gerekiyor.

İyi pazarlar

Doç Dr Barış Ekici

cocuk-norolojisi.com

Otizm Nörolojik Bir Hastalıktır 3 Beyin mi Barsaklar mı?

Otizm beyinden mi yoksa barsaklardan mı kaynaklanıyor. Barsakları düzenlemek çok kolay olamayabilir.


Otizmde barsaklar
Barsak kolay laf dinleyen bir organ değildir.

Son yıllarda barsaklar-mikrobiota neredeyse her konuda araştırılıyor. Bu modanın başlangıç noktalarından birinin otizm olduğuna kuşku yok. Otizmli çocuklarda artmış barsak sorunları olduğu biliniyor fakat bunun sıklığı üzerinde uzlaşı sağlanamamış durumda. Herşeyin çözümünü barsaklarda arayanlar da var. Kendi hastalarımı düşününce barsak sorunlarının otizmli çocukların yüzde 15 ila 30’unda görüldüğünün söyleyebilirim.  En sık ifade edilen ise kabızlık.

Kazensiz, glutensiz diyet ve GAPS diyeti hastalarım tarafından en sık uygulanmaya çalışılan diyetler.  Bu diyetler çoğu kez probiyotiklerle destekleniyor. Bu yaklaşımın kabızlık sorununu çözdüğünü anlatan bir çok hastam var. Diyetler arasında davranışlara en etkili olduğu ifade edilen ise GAPS diyeti.  En belirgin etki ise hareketliğin azalması ve odaklanmanın artması olarak ifade ediliyor.  Diyetlerin davranışa etkili olduğunu bildiren hastalarım ise kabızlığı çözdüğünü söyleyenlere nazaran çok daha küçük bir grup.  Diyet ile tamamamen iyileşen hastam yok. Diyet tedavisinin sonucu beni şaşırtan hastam da yok. Başka tedaviler ile gördüğüm gelişme karşısında şaşırıp mutlu olduğum bir çok hastamı hatırlıyorum fakat diyetler için aynısı söyleyemiyorum, Kabızlık gibi sindirim sorunu olan çocuklara beslenme değişiklikleri ve probiyotik öneriyorum fakat sıkı diyet yöntemleri beni çekmiyor.

Bazen mikrobiota hakkında yeni bir araştırmaya denk geliyorum. Tekrar yoğun bir okuma yapıyorum ama bu barsak işine bir türlü ikna olamıyorum.  Neden mi?

Öncelikle barsaklarımızdaki mikrorganizmaları yani mikrobiotaları değiştirmek o kadar kolay değil. Mikrobiota neredeyse kimlik belgemiz gibi. Barsaklarımızdaki 1 kilodan fazla mikrop yumağını içtiğimiz bir kaşık probiyotikle değiştiremiyoruz. Bu probiyotiklerdeki mikroplar inek barsaklarından üretiliyor. Yani bizim barsaklarımıza zaten yabancılar. Yapılan çalışmalar otizmde en etkili olabilecek mikrop türünün insan barsağında da yaşayan Bactroides Fragilis olduğunu söylüyor. Fakat bu mikrop bizi hasta da edebileceği için bunu içeren bir probiyotik henüz üretilebilmiş değil.

Yine ilginç bir sonuç, bu mikrop çeşitlerini aslında bizim barsaklarımızın yapısı belirliyor.  Siz ne verirseniz verin barsaklar kendi bildiği yoldan gidiyorlar. Bunun için sürekli diyette kalmanız gerekiyor. Probiyotiklerin etkisi cinsiyetten etkilenebiliyor. Dişi farelerde probiyotikler mikrobiotayı değiştirirken erkek farelerde işe yaramıyor.

Bu sorunları çözmenin yolunun fekal transplanttan geçebileceğini düşünen araştırmacılar var.  Bu basitçe zararlı mikrop içermeyen dışkının belirli bir miktarda hastaya yedirilmesi işlemi. İşe yarayabilir fakat bu uygulamanın sürekli devam ettirilmesi gerekiyor. Uygulanabilir bir yöntem olduğunu düşünmüyorum.

Peki barsaklar neden bu kadar önemseniyor? Barsaklarda üretilen toksik maddelerin beyinde inflamasyona yani bir çeşit romatizmaya yol açıp otizmi tetikleyebileceği düşünülüyor. Ben buna katılıyorum ama olayın barsaklardan başladığını düşünmüyorum.

En meşhur konulardan birisi de leaky gut yani geçirgen barsak teorisidir. Şaşırtıcı olarak beyni koruyan beyin kan bariyeri ve barsak bariyeri benzerlikler gösteriyor. Bu yapılarda düzenleyici olarak karşımıza yine mikroglialar çıkıyor. Barsak hareketlerinin düzenleyen ise barsakları saran sinir hücreleri.

Sonuçta otizm bir beyin hastalığıdır. Beyin hücrelerinin benzerleri barsakların etrafında yoğun olarak bulunur. Beyinde etkilenmeye yol açan generik neden barsakların da yapısını bozuyor. Bozulan barsak fonksiyonu nedeniyle çocuklar huzursuz oluyor ve bazı zararlı maddeler beyne ulaşarak otizm yangının üzerine dökülen benzin etkisi yapıyor.

Sıkı diyet ve probiyotikler bazı hastalarda bu benzinin beyne ulaşmasını engelleyerek otizm belirtilerinin daha da alevlenmesini önlüyor.  Bu yöntemi kullanan Nemeck protokolündeki başlangıçtaki colidur bu şekilde faydalı oluyor. Barsakları kısa süreli olsa da temizleyip geçici bir etki oluşturuyor. Colidurun etkisi bitince kısır döngü yine başlıyor.

Barsak protokolleri sorunu çözmek yerine bazı hastalarda hafifletebiliyor. Buradaki sorun sürekli bu diyet ve antibiyotikleri uygulamanın imkansız oluşu.

Akılcı olan ise beyni iyileştirmeye çalışırken barsakların problem çıkarmasını önlemeye çalışmak gibi duruyor.  Stres altında ishal olanlar vardır, buna irritabl barsak diyoruz. Ama ishal olunca hepimiz strese giriyoruz… Oysa otizm her çocukta ortaya çıkmıyor.

Not: Spontan bir yazı olduğu için kaynak önermiyorum. Spesifik literatür istenirse eski okumalarıma bakıp bilgilendireceğim.

http://www.cocuk-norolojisi.com

 

Otizm Nörolojik Bir Hastalıktır 2 Mikroglial Teori

Otizmin temel nedenlerin birisini açılayan mikroglial teori.


Otizm Mikroglia
Ortada genetik veya epigenetik olarak etkilenmiş Mikroglia, A. Bozulmuş sinir büyümesi B. Sinaptik etkilenme C. Hücre ölümü sorunları D. Artmış Sitokinler (Romatizmal düzenleyici proteinler)

Otizmin bir tür beyin romatizması olduğunu anlatıyorum. Bu ailenin anlayabilmesi için biraz çarpıtılmış bir ifade olsa da aslında anlatmak istediğim Mikroglial Teoridir.

Beyinimizde iki tür hücre var. Sinir hücreleri ve mikroglialar. Uzun yıllar mikrogliaların beynin savunma hücreleri olduğu düşünülmüştür. Bu kısmen doğru olmakla beraber mikrogliaların bir çok başka görevi vardır.

  • Sinir hücrelerinin beyinde doğru yerleşimine rehberlik ederler.
  • Sinir hücrelerinin büyümesini sağlayan nörotropik faktörleri salgılarlar.
  • Sinir hücreleri arasındaki bağlantıları yani sinapsların devamlılığını sağlarlar.
  • Kullanılmayan sinapsları ve ölmesi gereken sinir hücrelerini ortadan kaldırırlar.

Otizmli bireylerden yapılan otopsi çalışmalarında mikroglial hücrelerin aktive oldukları, sayıca ve hacim olarak büyüdükleri bir çok kez gösterilmiştir.  Bu aktivasyonun anne karnında başladığı, yaşamın erken döneminde çevresel faktörler ve enfeksiyonlarla desteklendiğini biliyoruz.

Bu durum otizme yol açan asıl nedene bağlı olabilir. Mikrogliaların sayısının artışı sadece bir sonuç olabilir diye düşünebilirsiniz.  Oysa yeni veriler sorunun temelde mikroglialardan kaynaklandığını düşündürtüyor.

Rett sendromu otizmde artmış glutamat toksisitesinin görüldüğü genetik bir hastalıktır. MeCP2 genindeki bozukluğunu mikrogliaları da etkilediği ve sağlıklı mikroglia nakli sonrasında deney farelerinde iyileşmenin gözlendiği bildirilmiştir. Bu çalışma bize otizmin merkezinde mikrogliaların bozulmuş fonksiyonları olabileceğini gösteriyor.

Gerçekten de  merkeze mikrogliaları aldığınızda otizmde kullanılan bir çok tedavi yönteminin neden işe yaradığını açıklayabiliyorsunuz. Barsaklar ve otizm ilişkisini bile.

Sıra barsaklardaki beyni anlatmaya geliyor.

Detaylı okuma için

1. Edmonson CA, Ziats MN, Rennert OM. A Non-inflammatory Role for Microglia in Autism Spectrum Disorders. Frontiers in Neurology. 2016;7:9. doi:10.3389/fneur.2016.00009.

 

Otizm Nörolojik Bir Hastalıktır 1


Otizm Nörolojik Yaklaşım

Otizm Belirtileri Nelerdir?

Otizmli çocuk CDH8 gen bozukluğu olan çocukların yüz özellikleri.

Otizm diğer nörolojik hastalıklar olan epilepsi, kas hastalıkları, nörometabolik durumlar gibi genetik kökenleri olan bir nörolojik hastalıktır. Otizmi anlamak için bakmak gereken yer ise beyindir.

Otizme yol açtığı gösterilen genler ve genetik varvasyonların sayısı hergün artmaktadır. Bu genler içerisinde CHD8 geni sadece otizme yol açmasıyla gelecekte tedavilerin nasıl bulunacağına ışık tutmaktadır.

Otizmli çocuklara genlerine göre bir şurup vereceğimiz günlerin çok uzak olmadığını düşünüyorum.

Otizmli 3780 çocuğun genetik incelemesiyle 15 çocukta CDH8 gen bozukluğu tespit edilmiş, sağlıklı yaklaşık 9000 çocukta ise bu gende bir sorun bulunmamış. CDH8 gen bozukluğunun otizmli çocukların %1’inden azında bulunmasını küçümsememek lazım çünkü en az 80 gen otizmle ilişkilendirilmiştir.  Bir kaç yıl içerisinde otizmli çocukların yarısına yakınında genetik bozukluk olduğunu göstermiş olacağız.

CDH8 bozukluğu olan çocuklarda baş çevresini büyüklüğü, göz kürelerinin ayrıklığı dikkat çekicidir. Ayrıca bu çocuklarda ciddi uyku ve barsak sorunları görülmektedir.  Bu çalışmanın 2. safhasında aynı gen bozukluğu…

View original post 145 kelime daha

Çocuk Hekimleriyle Otizm’i Tartıştık.


39’uncu Pediatri Günlerinde, Gelişimsel Nöroloji Çalıştayı kapsamında Otizm ve otizm tedavisindeki son gelişmeleri tartıştık.

Otizm tanı ve tedavisi sunumuhttp://www.cocuk-norolojisi.com

Otizm Kitabımızdan…

Otizm kitabımızdan Amazon tarzı küçük bir Look Inside…


Çocuk Nörolojisi Doktoru

Bana Biraz Otizmden Bahset

 Açılış Sahnesi

 Herşey fark edince başlar…

Muayene odama kucaklarında 2 yaşlarında erkek bir çocuk olan, genç çift giriyor. Anne ve babanın yüzlerindeki yoğun endişe daha kapıdan girerken fark ediliyor. Anne neredeyse ağlayacak.

Ufaklığı yere bırakmalarını istiyorum. Çocuk yere bırakıldığı gibi hızlıca odamdaki oyuncaklara doğru yöneliyor. Hemen yanımda duran oyuncak evin kapılarını açıp kapatmaya başlıyor. Bir süre kapaklarla meşgul olduktan sonra arkamdan dolaşıp bilgisayara doğru hareketleniyor.

Çocuğu yakalayıp muayene masasına alıyorum ve gıdıklamaya başlıyorum. Gülmeye başlıyor ve ilk kez yüzüme bakıyor. Beni ilk kez fark etmiş olduğunu anlıyorum. Huysuzlanmaya başlayınca onu tekrar yere bırakıyorum, bu sefer odanın diğer ucundaki oyuncaklara yöneliyor. Arkasından ismini sesleniyorum ama dönmüyor.

İsmine dönmeyince annesinin gözleri dolmaya başlıyor. Gergin baba dün gece hiç uyumadığını anlatıyor. İnternette videoları izlemiş. Anne araya giriyor, aslında bunları bir süredir fark ettiğini ama emin olamadığını söylüyor. Son zamanlarda etrafında da dönmeye başladığını, ismine dönmediğini, diğer çocuklarla beraber oyun oynamadığını ekliyor.

Bu sırada ufaklık odanın bir köşesinde kendi kendine oyun oynamaya devam ediyor. Ebeveynlerinin ise tüm dikkatleri benim söyleyeceklerime odaklanmış…

 

 

Otizmli Çocuklara Neden Tarihi Belgelerde Rastlanmıyor?


Otizmli çocuk

Mısırlılar, Antik Yunan, Romalılar ve Osmanlı İmparatorluğu…

Felsefe, tarih, tıp alanında bir çok yazılı belge günümüze ulaşıyor.  İnsanların uzun gözlemler yapabileceği zamanı var.  Bir çok hastalık neredeyse 1000 yıldan uzun süredir tanımlanmış ve çeşitli tedaviler denenmiş. Osmanlıda ruh sağlığına özen gösterildiği, müzikle tedavi gibi modern dönemde de uygulanan yöntemler uygulandığını biliyoruz.

Fakat hiç bir otizmli çocuk tanımlanmıyor. Asperger sendromu olarak adlandırılan tabloya benzer özellikler gösteren tarihi kişilikler var.

Sokrat’ın az yıkandığı, insanlarla empatiye geçmediği, ailesiyle duygusal bağ kurmadığı ve ölüm cezasına kayıtsız kaldığını biliyoruz. Fakat dili kullanmakta usta olduğu kesin. Benzer şekilde Mikelanjelo ve Mozartın tekrarlayıcı hareketleri olduğu, işleri dışında başka bir şeyle ilgilenmedikleri tarihe not düşülmüş.

Fakat bugün sıklıkla karşılaştığımız, yaygın hastalıklardan biri olarak kabul edilebilecek orta-ağır ciddiyette otizm olgusu ilk kez 1800’lü yılların başında bildirilmiştir.

(Bu bölüm alıntılanmıştır. zihinselengellilerintedavitarihcesi.wordpress.com)
Victor, Fransa’nın Aveyron ormanlarında yakalandığı zaman on veya oniki yaşlarındaydı. Çıplak vücudu yara bere içindeydi. Köylüler ona birkaç kez ormanda bitki kökü yerken rastlamışlar ve yakalamaya çalışmışlar ancak Victor hep ellerinden kaçmayı başarmıştı. Sonunda 1799 yılında Victor yakalanmış ve Paris’e getirilmişti.O dönemde bilime ilgi duyan bir bakan, bu olayın insanoğlunun zihinsel işleyiş biçiminin anlaşılmasına yardımı olabileceğini düşünmüş ve çocuk o zamanlar genç bir doktor olan ve yeni hizmete açılan Sağır ve Dilsizler Kurumu’nda çalışan Dr. Itard’ın takibine gönderilmişti. Dr. Itard, Victor’la ilgili ilk gözlemlerini şöyle not etmiştir: “Ürkütücü denecek kadar kirliydi. Krampımsı hareketler sergiliyor ve kafesin içinde bir hayvan gibi durmadan ileri geri sallanıyordu. Kendisine yaklaşan herkesi ısırıyor ve tırmalıyordu. Duygusal hiçbir davranış göstermiyor ve hiçbir şeyi dikkate almıyordu”
Daha sonraları Dr. Itard Victor’la ilgili tuttuğu raporların birinde; Victor’un işitme ve görme duyularını inceler. İnsanlara ve cisimlere direkt bakmayan Victor’un, kafasının hemen arkasında sıkılan bir tabanca sesine hiçbir tepki göstermemesi üzerine “sağır” olduğuna kanaat getirecekken, vazo kırıldığında başını o yöne çevirip tanıdığı bu sesin nereden geldiğini araştırması Victor’un kesinlikle sağır olmadığı kanaatine varmıştır.
Victor, kendisine verilen oyuncaklarla hiç oynamazken, küvetin içindeki suyla oynamaktan büyük bir haz duyuyordu. Etrafındaki insanların ellerinden tutarak, istediği şeye yönlendiriyordu. Çevresinde meydana gelen her türlü değişime direnç gösteriyor ve odadaki eşyaların yerlerini kusursuz biçimde aklında tutabiliyor ve eşyaların her zaman aynı yerde durmalarına büyük özen gösteriyordu. Victor’un en çok şaşkınlık uyandıran özelliklerinden biri de sıcak ve soğuğa karşı tamamen duyarsız olmasıydı. Tıpkı tabanca patlama sesine duyarsızlığı gibi sanki bazı duysal uyaranlar onda tepki oluşturmuyordu.
Victor gibi çocuklara nasıl yaklaşılacağı konusunda o güne dek bir bilgi yoktu. Dr. Itard’ın Victor’u tedavi ederken amacı bütün duyularını kullanabilmesini sağlamaktı. Victor yıllarca Dr. Itard’ın sorumluluğu altında oldu ama “Victor, hiçbir zaman normal bir insan olmadı ve hiç konuşmadı. Fakat sosyal davranışları belirgin bir gelişim gösterdi”

Bu çocuklara vahşi çocuklar deniliyor ve efsane şeklinde anlatılan bu olgu öncesinde de  çocuklar var fakat otizmin bu denli güzel tariflediği ilk olgunun bu olduğunu düşünüyorum.

Düşünün 1800’de böyle bir çocuk toplumda oldukça ilgi uyandırmış. Bu otizmli olguların o dönemde çok nadir olabileceğini akla getiriyor.

Sonrasında benzer olgularda 1940’lara kadar bir artış olmadığı anlaşılıyor. Ne oluyorsa 1938’de Asperger Viyanada çocuklarda otizm benzeri olguları tanımlarken  1943’de Baltimorda Doktor Kanner 11 olguluk seri yayınlamıştır.

Sonrasını ise hepimiz biliyoruz.

Doç Dr Barış Ekici, cocuk-norolojisi.com

Karnozin(Carnosine) ve Otizm


Karnozin otizm l carnosine
Karnozin Molekülü

Karnozin vücutta doğal olarak bulunan bir dipeptitdir. İki aminoasitin birleşmesinden meydana gelen bir moleküldür.  Yoğun olark kalp, kaslar ve beyinde bulunur. Güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra beyinde frontal lob fonksiyonlarını artırdığı düşünülmektedir.

Karnozin sentetik olarak üretilebilmekte ve anti-aging desteği olarak satılmaktadır. Otizmli çocuklarda özellikle Amerika’da 15 yıldır kullanılmaktadır. Karnozin tedavisinin dil ve davranışsal faydaları olduğu bildirilmektedir.

Şikagolu bir çocuk nöroloğu olan Micheal G. Chez ve arkadaşlarının yaptığı kontrollü kör bir bilimsel çalışma karnozinin yararlılığını desteklemektedir. Hem çalışmanın dizaynı hemde Doktor Chez’in kişisel popülaritesi karnozin kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Dr Chez’in çalışmasında 8 hafta karnozin kullanımıyla çalışmaya alınan çocukların önemli bir bölümünde hem sosyalleşme hemde dil alanında ilerleme saptanmıştır.

Karnozinin bu etkisinin yanında epilepsili hastalarda da EEG bulgularını düzeltebileceğine dair sonuçlar vardır.

İlacın bazı çocuklarda hırçınlık, uykusuzluk gibi yan etkileri olduğu biliniyor. Doktor gözetiminde dozunun ayarlanması öneriliyor.

Doç Dr Barış Ekici, cocuk-norolojisi.com

 

Otizmde Gerileme Daha Sık mı?


 

Otizmde gerileme, Otizm tedavisi

Otizmli çocukların yaklaşık üçte birinde 18 ay civarında dil becerilerinde daha belirgin olmak üzere gerileme yaşandığı bir çok çalışma tarafından gösterilmiştir.

Fakat bu gerileme fenomeninin daha yaygın olduğu tartışılmaktadır. Son çalışmalar bebeklerde daha erken dönemlerde motor beceriler ve sosyal ipuçlarını çözme yeteneğinde duraklama ve gerileme olduğunu ortaya koyuyor. Bu değişimler ebeveyn ve doktorlar tarafından fark edilemeyecek derecede hafif olabiliyor.

Otizm tanısı almış çocukların kardeşlerin de yüzde 20-25 arasında otizm gelişme riski olduğu biliniyor. Bu kardeşlerin uzun dönem takip edildiği çalışmalar bize bu alanda veri sağlıyor.

Sinaptik budanma denilen olay öğrenme üzerinde etkili oluyor. Bebekler 3-6 aylıkken bir çok farklı dile benzer yanıtlar verirken 9 aylık olduklarında kendi dillerine özel ilgi göstermeye başlıyorlar. Bu anadile özgün sinapsların(sinir bağlantısı) korunması ve diğer sinapsların budanması ile açıklanıyor.

Peki ya bebeğin öğrendiklerini pekiştirdiği sağlıklı sinapslar budanırsa ne olur. Bu gerilemeyi izah etmek için kullanılan bir teori.

Eken gerilemeyi ölçmek için göz tarama hızı ölçülüyor. Çocuğun sosyal uyaranları yakalama hızı diyebiliriz bu ölçüme. İleride otizm tanısı alacak çocukların yüzde 80’ninde bu hız erken bebeklik döneminde düşmeye başlıyor.

Araştırmacılar otistik gerilemenin bir aydan uzun bir süreç olduğunu da saptamışlar.

Bu çocuklarda yapılan beyin MR çalışmaları ise beynin ilk yıl hızlı büyüdüğü fakat sonrasında hızlı bir küçülme gösterdiğini belirtiyor. Dolayısıyla hızlı budamanın ilk yılın sonunda başlayan bir süreç olduğu düşünülüyor.

NIH 2016 Otizm çalıştayından derlenmiştir.

https://www.autismspeaks.org/science/science-news/researchers-say-regression-autism-common-variable-maybe-universal

Doç Dr Barış Ekici, cocuk-norolojisi.com

Çocuklarda Tekrarlayıcı El Çırpma


otizm belirtileri, dr barış ekici
Kanat çırpma tarzında hareket yapan bir erkek çocuk

Çocuklarda görülen tekrarlayıcı hareketlerin otizm ve mental gerilik ile ilişkili olabileceği toplum tarafından dahi fark edilmiş bir gerçek.

Fakat her tekrarlayıcı hareket yapan çocuk otizmli değildir.

Benim de bir kez dinleme fırsatı bulduğum, John Hopkins Üniversitesi Çocuk Nörolojisi Bölümünden hareket bozuklukları uzmanı Harvey S. Singer’ın bir çalışmasından bahsetmek istiyorum.

Doktor Singer bu hareketleri üçe ayırıyor

  • Yerinde sallanma, eliyle kendine vurma gibi sık görülenler
  • Kafa sallama tarzı hareketler
  • Kanat çırpma, alkış gibi kompleks hareketler

Bu hareketlerin ortak özelliği 3 yaşından önce başlaması. Hareketler çocuklar heyecanlanınca artıyor. Çocuk yorgun ve hasta ise hareketler yine artış gösteriyor.

Otizmli çocuklardan farklı olarak dikkati dağıtıldığında hareketler sonlanıyor. Çocuğun hareketin farkına varması sağlanıp, davranışsal değişiklik üzerinde çalışıldığında olumlu sonuçlar alınıyor.

Tekrarlayıcı hareketler yapan çocuklarda ilerleyen yaşlarda dikkat eksikliği, endişe bozukluğu ve takıntılı davranışlara sık rastlanıyor.

Çalışmanın ilginç sonuçlarından bir diğeri ise ilaçların işe yaramıyor olması ve yaşla beraber bu hareketlerin tam kaybolmasa dahi sıklık ve şiddetlerinde azalma eğiliminin olmasıdır.

Doç Dr Barış Ekici, http://www.cocuk-norolojisi.com

Parasetamol ve Otizm


Öncelikle belirtmek isterim ki; bu yazının parasetamol kullanımının otizm yaptığı ve bebeklerde kullanılmasının sakıncalı olduğu yönünde bir mesajı yoktur. Yıllarca çocuk hekimliği yapmış biri olarak  tecrübem parasetamolun bir çok yönden güvenilir bir ilaç olduğu yönündedir.

Her hafta otizmle ilgili bir şey yazmaya çalışıyorum. Bu kendi kişisel gelişimimi de tetikliyor, otizm çalışmış oluyorum… Sizinle bir grafik paylaşmak ve ilgi çekici tesadüflere dikkat çekmek istiyorum.

otizm ve parasetamol, otizm tedavisi
Kaliforniya’da doğum yılına göre otizm tanısı alan birey sayısı

İlk dikkat çeken 1977 yılı. 1977 yılında Amerikan İlaç Kurumu parasetamolun karaciğere dokunabileceğini prospektüs bilgisi olarak eklenmesine karar veriyor. Bu yıl dolayısıyla ilacın kullanımı düşüyor.

1980 yılında aspirin kullanımının çocuklarda Reye hastalığı denilen ölümcül bir tabloya yol açtığı uyarısı yayınlanıyor ve parasetamol kullanımı artışa geçiyor.

1982 yılında Şikago’da Tylenol adıyla satılan parasetamol kapsüllerine biri veya birileri siyanür katıyor ve ilacı içen 7 kişinin ölümüne neden oluyor. Ülkede bir panik yaşanıyor ve parasetamol içeren ilaçların kullanımı azalıyor.

1986’da ise Newyork’da bir kadınbenzer şekilde öldürülüyor ve yine parasetamol kullanımı azalıyor.

Bu grafiğin iddiası ise parasetamol kullanımı ile otizm sıklığı arasında bir ilişki olduğudur.

Benim ilgimi çekti…. Yorum sizin.

Doç Dr Barış Ekici, cocuk-nörolojisi.com

Otizmin Erken Belirtileri (1 yaş öncesi)


Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr Barış Ekici
Objelere artmış odaklanma…

Otizmin 1 yaş öncesinde belirtiler verdiğine dair elimizdeki kanıtlar gün geçtikçe artmaktadır. Bu çocuklarda 1 yaş öncesinde motor,duysal ve duygulanım alanlarında farklılıklar olduğu bildiriliyor.

Önce motor yani hareket alanındaki farklılıklara bakalım. 6 aylık bebeklerin oyun aktivitesini değerlendiren araştırmacılar ileride otizm tanısı alacak olan çocukların oyuncakları daha az ve daha düşük beceri ile kavradığını göstermişlerdir. Ayrıca bu bebeklerde desteksiz oturma ve gövde kontrolü daha geç gelişir. 6 aylık bebekler yatar pozisyondan oturur pozisyona doğru kollarından çekildiğinde, kafalarının gövdelerinden geride kaldığı saptanmıştır.

Bu çocukların duysal özelliklerinin değerlendirildiği farklı bir çalışmada ise görsel algılarındaki farklılıklar ortaya konmuştur.Otizmli çocuklar 12 aylıkken, objeleri döndürerek ve gözlerini farklı pozisyonlara getirerek inceleme eğiliminde olmuşlardır.Bu özelliği sonrasında klinik çalışmalarımızda da objelere yan bakma şeklinde görüyoruz.Yine ilginç bir diğer saptama ise 7 aylık olduklarında objelerden kopuş sürelerinin daha uzun oluşudur. Otizmli çocuklar objelere daha yoğun ve daha uzun süre odaklanmakta; farklı bir objeye geçmek için daha uzun süre beklemektedirler.

Duygulanım alanındaki farkların değerlendirildiği bir çalışmada ise 12 aylık olduklarında diğer çocuklara göre mutluluklarını daha az ifade ettikleri ve daha zor sakinleştirildikleri saptanmıştır.Ailelere yönelik yapılan bir anket çalışmasında ise ebeveynler, bu duygulanım paternini 7 aylıktan itibaren fark ettiklerini belirtmişlerdir.

Otizmin ana semptomları olan  bozulmuş sosyal iletişim ve ilgi alanlarının kısıtlanmasından çok daha önce hastalığın öncül belirtilerinin ortaya çıktığını artık biliyoruz.Bilim adamlarının işte bu alanda tüm çabası, hastalığın erken tanınmasına yönelik tarama testlerinin oluşturulmasıdır.

İyi haftalar….

Doç.Dr.Barış Ekici, Çocuk Nörolojisi Uzmanı, cocuk-norolojisi.com

Otizmli Bireyler Dünyayı Nasıl Görüyor?


otizm tedavisi

Solda otizmli, sağda ise sağlıklı bireyin aynı fotoğrafda odaklandığı noktalar.

Otizmli bireylerin dünyayı yüzler, objeler ve olaylar karmaşası olarak değerlendirdikleri düşünülüyor. Bu yaklaşım onların sosyal iletişim sorunlarını, objelere olan artmış fakat kısıtlı ilgisini açıklıyor. Bebeklerin ilk geliştirdikleri ve en temel sosyal iletişim yolu göz temasıdır. Otizmli çocuklarda ailelerin ilk dikkatini çeken durumlardan birisi de azalmış göz teması oluyor. Otizmli çocuklarda azalmış göz temasının nedeni, yeni bir çalışma ile açıklanıyor.

Otizmli bireylere günlük hayatta karşılaşabileceğimiz görüntülerden oluşan fotoğraflar gösterilip, bilgisayar yardımıyla fotoğrafta odaklandıkları noktalar tespit edilmiş.  Otizmli bireyler fotoğrafın ortasına odaklanmayı tercih ediyorlar. Yukarıdaki resimde de görüldüğü üzere sağlıklı birey kırmızı kart gören futbolcunun yüz ifadesine odaklanırken otizmli bireyler resmin ortasında yer alan ve sırtı dönük hakeme odaklanıyorlar.

Çalışmanın ilginç bulgularını şöyle özetleyebiliriz…..

  • Fotoğraflarda ortada obje yoksa bile otizmli bireyler ortaya odaklanmayı tercih ediyor
  • Fotoğraflardaki objelerin köşe ve kenarlarına odaklanmayı tercih ediyorlar
  • İfade içeren fotoğraflarda yüzlere odaklanmayı tercih etmiyorlar
  • Birbirine benzer cansız objeler olan fotoğraflarda daha canlı renkli ve keskin görünen objeye odaklanmayı tercih ediyorlar..

otizm tedavisi, otizm doktoru

Soldaki resimde otizmli bireyin foroğrafın ortasına ve ağacın kenarına odaklandığı görülüyor. Sağdaki örnek ise sağlıklı bireye ait.

Doç Dr Barış Ekici, Çocuk Nörolojisi Uzmanı, http://www.cocuk-norolojisi.com

 

Otistik Gerilemede Steroid Tedavisi

Otistik gerilemede steroid tedavisi üzerine bir çalışma…


 

steroid otizm, dr barış ekici

Landau Kleffner Sendromu ve otistik gerileme benzerlikler gösterse de başlangıç yaşı ve klinik seyir olarak farklılıklar gösterdiğine değinmiştim. Otistik gerileme de elektroensefalografi bulguları daha nadirdir fakat,  Landau Kleffner hastalarına benzer şekilde  magnetoensefalografi incelemeleri epileptik odağın süperior temporal girusda (STG) olduğunu ortaya koymuştur. Landau Kleffner  hastalarının steroid tedavine yanıt verebildiklerinden yola çıkan bir çalışmada otistik gerileme gösteren 3-5 yaş arasındaki 20 çocuğa 4-14 ay boyunca 2 mg/kg/gün’den prednisolon tedavisi uygulanmış ve bunlar steroid tedavisi almayan grup ile karşılaştırılmıştır (1).  Çalışmanın değerlendirdiği önemli bir ölçüt değişken frekanslı işitsel uyarılmış potansiyellerdir. Konuşma farklı hızlardan oluşan akıcı bir yapıdır, bu değişken frekanslardaki işitsel uyaranın anlamlandırılması STG da gerçekleştirilir. Kaydedilen standart yanıt olan 4 Hz sinüzoidal dalgaların otizmli çocuklarda bozulduğu, steroid tedavisi sonrasında belirgin düzelme gösterdiği bildirilmiştir. Benzer şekilde steroid tedavisi alan grubun dil ve davranışsal skorlarında da iyileşme saptanmıştır. İlginç olarak elektroensefalografik bir fark ortaya konulamamıştır. Yazarlar bu durumu STG disfonksiyonunun epileptik deşarjlar oluşturmadan da gelişebileceği ve  işitsel uyarılmış potansiyellerin daha anlamlı  kabul edilmesi gerektiği şeklinde açıklamışlardır. Çalışmaya alınan 20 çocuğun sadece ikisinde yakın dönemde aşılanma veya enfeksiyon öyküsü olması enfeksiyon ve otistik gerileme ilişkisini desteklememektedir. Steroidlerin Gaba uyarımı artırırken, glutamat uyarımı üzerinde baskılayıcı etki göstermeleri, çocuklarda görülen bu etkiyi açıklayabileceği öne sürülmüştür (1).

  1. Duffy, Frank H, Aditi Shankardass, Gloria B McAnulty, Yaman Z Eksioglu, David Coulter, Alexander Rotenberg, and Heidelise Als. 2014. “Corticosteroid therapy in regressive autism: a retrospective study of effects on the Frequency Modulated Auditory Evoked Response (FMAER), language, and behavior.” BMC Neurology 14 (1): 70.